Languages




                                                                 


                       

                          

 

Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kazez ile “Tıp Bayramı” söyleşisi

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Ahmet KAZEZ ile 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla gerçekleştirilen söyleşi:

Haberi kaynağından okumak için tıklayınız

 

 
“Ağrıyı dindirmek ilahi bir sanattır”


Kazez, “Manevi değerler toplumundan, maddi değerler toplumuna geçişin uğrağında kaldığımız günümüzde en önemli sorunumuz her şeyin madde boyutunda çözülmeye çalışılmasıdır. Bir nesil sonra ciddi cerrahi girişimler için ellerine teslim olacağımız yetenekli ve değerli cerrahlar bulmakta zorlanabiliriz”  dedi.

Röportaj: Songül DURSUN

---
 
Doktorluk hakkında çok yazılıp çizilir,  televizyon dizilerine, filmlere konu olur. Doktorlar roman ve hikâye kahramanları olarak sık sık karşımıza çıkarlar. Bu meslek bir sanat uğraşısı gibi incelik, kültür, duygu, derinlik ve insan sevgisi gerektirir. Kendi bütünlüğü içerisinde adeta ilahi bir çalışmadır. Hipokrat, doktorları şu cümle ile taltif eder: ‘Ağrıyı dindirmek ilahi bir sanattır.’ İnsan yaşamında bu denli olumlu katkısı olan doktorlarımız için her yıl 14 Mart gününde kutlanan “Tıp Bayramı” dolayısı ile Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kazez ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Kazez, “Manevi değerler toplumundan, maddi değerler toplumuna geçişin uğrağında kaldığımız günümüzde en önemli sorunumuz her şeyin madde boyutunda çözülmeye çalışılmasıdır. Bir nesil sonra ciddi cerrahi girişimler için ellerine teslim olacağımız yetenekli ve değerli cerrahlar bulmakta zorlanabiliriz”  dedi.
 
14 Mart Tıp Bayramı neden kutlanır? Bu günün önemine değinir misiniz?
 
‘14 MART VATANI SAVUNMA HAREKETİ OLARAK BAŞLAMIŞTIR’
 
Ülkemizde 14 Mart günü “Tıp Bayramı” kabul edilir ve bu günün içinde olduğu hafta da “Tıp Haftası” olarak kutlanır. Osmanlı’da II. Mahmut zamanında zamanın hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisi ile Şehzadebaşı’nda Tulumbacıbaşı Konağında kurulan ve tarihimizde ilk modern sağlık okulu olarak kabul gören Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire (14 Mart 1827)’nin kuruluş tarihi olan 14 Mart ülkemizde 1919’dan beri Tıp Bayramı olarak kutlanır. Bu günün bayram olarak kutlanması ilk defa 1919 yılında İngilizler tarafından işgal edilen İstanbul da tıbbiyelilerin işgali protesto toplantısı şeklinde başlayan harekettir. Diğer bir deyişle bu bayram tıbbiyelilerin vatanı savunma hareketi olarak da başlamış kabul edilir.  
 
YAŞAYAN MERHAMET TİMSALLERİ
 
Tıbbiyelilerin bu hareketi aslında vatanı savunma noktasında ilk değildir. Nitekim Cerrahpaşa Fakültesinin 1921 yılında hiç tıp mezunu verememesinin sebebi Çanakkale Savaşında bütün tıbbiye öğrencilerinin şehit düşmüş olmasıdır. Hekimlerimiz yalnızca şifaya vesile olan, hastalıkların karşısında manen ve madden her türlü savaşı veren bireyler olmamış, aynı zamanda yeri geldiğinde düşmanın karşısında duran, vatanın işgali söz konusu olduğunda mazlumun çığlığını bastıran, yaraya merhem olan, eli silah tutan kahramanlar olmuşlardır. Düşmanın bir hastalık gibi vücudun önemli organlarına yayılmaması için kendi ideallerinden vazgeçen bu cansiperane insanlar bugün de modern çağda (!) yine vazifelerini özveriyle ifa eden, savaşlarda, açlıkta, sürgünde de insanlara ışık olan, yeri geldiğinde kendi ideallerinden, ailelerinden ve evlatlarından ödün vererek yaşayan merhamet timsalleri oldukları için bu günü kutluyoruz.
 
14 Mart mesajı ne olmalı, bu günde verilmek istenen bir mesaj var mıdır?
 
İYİLİK VE MORAL KARŞINIZDAKİNDEN BULAŞARAK YAYILIR!
 
Öncelikle “Herkese her zaman her şartta istisnasız ve yüksek standartta sağlık !! “ sloganı ile başlayabiliriz. Buradaki herkes kelimesinin altını çizmek gerekir. Sağlık denince akla sadece hastalar ve/veya maddi hastalıklar değil sağlık sunucularının, tıp mesleğini icra edenlerin de dâhil olduğu herkes kavramı için ruhen ve bedenen sağlıktan bahsedilmelidir. Ülkemizde sosyal devlet olmanın üst gereklerinden olan sağlık hizmetleri nicelik olarak istenen düzeylere ulaşmıştır: Nitelik olarak da standart yakalanmaya çalışılmalıdır. Sadece hastaların değil bu hizmeti sunanların da iyilikleri gözetildiği ve değerli görüldüğü zaman işler daha kolaylaşacaktır. Son zamanlarda hekimlik mesleği ve uygulamalarının değersizleştiği endişesi sağlık çalışanlarının en büyük kaygısıdır. İyileşme sağlık sunucularından başlamalıdır ki tüm topluma yayılabilsin. İyilik ve moral karşınızdakinden bulaşarak yayılır!
 
Doktorların elindeki neşterin merhameti temsil ettiği doğru mudur bu konu hakkında bilgiler verir misiniz?
 
NEŞTER MERHAMET TEMSİLİ
 
Sadece neşter değildir aslında hekimlerin elinden sadır olan ve insana şifa mahiyetindeki şeyler. Neşter bunların içinde en “keskin” ve en sembolik olanıdır. Neşter neden ve nasıl merhameti temsil eder? Kendi ağırlığı ile insan bedenine onu keserek dâhil olan bu küçük alet keserken nasıl merhameti temsil etsin? Hem en acı veren –ki cilt içinde barındırdığı yoğun sinir ağı sayesinde en ağrılı organdır.  Kesmek fiilini yerine getirsin hem de merhamet timsali olsun. Bu ironinin sebebi daha acı veren bir marazdan kurtarmak için, şifa niyetine kullanılmasıdır neşterin. Evet, neşter keser, doğru, ama neyi? Acıyı keser, acıya sebep olan marazı keser, iltihabı, tümörü, hastalıklı dokuyu keser. Keser ki maraz küçükken büyüyüp tüm vücudu sarmasın, bütüne zarar vermesin. Peki, maharet nedir bunda; öyle kesmeli ki neşter sağlam dokuya değil hastalığa değsin, onu kesip çıkarsın. İşte bu merhamettir. Vücudu, ana yapıyı kurtarmak feraha, felaha çıkarmaktır. Kesmek bunda merhamettir.
 
Genel itibarı ile doktorların sanata da meyilli olduklarını hobi olarak sanat ile iştigal ettiklerini görmekteyiz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
 
HEKİMLERİN HAYATI, EN MUHTEŞEM SANAT ESERİ İLE BİRLİKTE GEÇER
 
Sorunun cevabı aslında basit. Yeryüzündeki en muhteşem sanat eseri ile uğraşan ve onu tanımaya çalışan, yeri geldiğinde ona müdahale hakkını kullanan bu meslek erbapları farkında bile olmadan sanatçıdırlar zaten. En muhteşem sanat eseri ile hayatı birlikte geçen hekimleri başka nasıl tanımlarız. Toplumda sanatçı dendiğinde akla gelen farklı sanat dallarında emek çekenlerden farkları ise içlerinden bazılarının bunun farkında bile olmayışıdır. Farkında veya değil, zaten sanatla geçen bir ömür içinde toplumda daha çok bilinen müzik, edebiyat, görsel sanatlar v.b. gibi alanlarda da faaliyet göstermeleri beklenen bir durum olmaktadır tabiatıyla.
 
Bu konuda İbn-i Sina bizim için iyi örneklerden biridir aslında. Avrupa için de modern tıbbın babası olarak sayılan İbn-i Sina tıp ilminin yanı sıra mantık, felsefe, astronomi, jeoloji, psikoloji gibi dallarda da çalışmalarla uğraşmıştır. Hekimlik mesleği özünde insanla uğraştığı için insan gibi karmaşık bir yapıyı daha iyi anlaması adına farklı disiplinlere de hâkim olmayı gerektirmektedir. Pek tabi bu ilgi alanlarından biri de sanattır. Naif bir ruh, gözlem kabiliyeti, güzel bakabilme ve empati kurabilme gibi yetenekler sanat için gerekli olduğu kadar iyi bir hekim olmak için de gereklidir. Dolayısıyla hekimlerin sanatla uğraşması mesleki bir benzerlik veya gereklilikten ziyade onlarda zaten vuku bulmuş bir olaydır bu nedenle çok olağan dışı değildir. Bu iki durum birbirini beslemektedir.
 
Günümüzde doktorların genel itibarı ile sorunlarına değinir misiniz?
 
‘HANGİ HEKİM BİR HASTANIN KÖTÜLÜĞÜNÜ İSTER?’
 
Sağlıkta şiddet ve hastaların memnuniyetsizliği-ki tüm gelişmelere artan imkânlara rağmen- günümüz tıbbının en önemli ve birbirleri ile bağlantılı iki temel sorunu durumundadır. Bu konuyu yüzeysel değil de ayrıntılı ele alacak olursak mesele ilk bakıldığından daha farklı görünebilir. Hekimler de toplumunun bir üyesi, bir parçası olması hasebiyle. Manevi değerler toplumundan maddi değerler toplumuna geçişin uğrağında kaldığımız günümüzde en önemli sorunumuz her şeyin madde boyutunda çözülmeye çalışılmasıdır. İnsan, bir fabrikada üretilen kimyasal bileşen değildir, onun bedeni madde ise enerjisi manadır. Manasız maddedeki sorunu çözmeye kalkıştığımızda, fiziksel ve kimyasal terkiplerle sadece çözüm aradığımızda hastalarımızda bugün eksikliği had safhada hissedilen durumla karşılaşırız. Aslında sorunu mekanik olarak çözmüş olmamız beklenmekte iken hastalığın mekanik olarak tedavi edilmiş olsa bile mutlu olunmayan, mutlu gitmeyen ve mutlu bitmeyen bir süreci nasıl izah ederiz. Hangi insan hangi hekim bir hastasının kötülüğünü ister, kim nasıl bir ruh haliyle müdahil olduğu hastada sorun çıkmasından mutlu olur. Tek cevapla: Hiç kimse, hiçbir hekim, değil mi? O halde neden toplumun en başarılı kabul edilen, çalışkan diye nitelenen ve üst sıralarından seçilen öğrencilerinden oluşan hekimler ne oluyor da 6 yıl tıp eğitiminden sonra değişip hastasını ihmal ettiği düşünülen canlılar (!) haline dönüştürülüyor toplum nezdinde. Bu gençler bizim içimizden çıkmıyor mu? Her birimizin bir yakını kardeşi ya da akrabası değil mi? O halde sorun başka bir yerde olabilir mi? Aslında değişen bir durum, yok sürpriz de yok, toplum değerlerinin çok hızlı değiştiği günümüzde olan aslında herkese her meslek erbabına olanla aynı. Peki, çözümü nedir? Toplumsal olaylar, değişimler iyi yönde daha yavaş ve süreci zorlu iken kötü yönde dejeneratif değişiklikler çok daha hızlı seyretmekte. Biz zor olan iyi yönde değişim ve gelişimi hedeflemeli ve süreklilik isteyen bu yolu tercih etmeliyiz. Kısaca toplumsal değerleri yüceltmeli ve insan yetiştirirken önceliğimiz olarak belirlemeliyiz –ki bugünkü mesleki, hukuki ve etik sorunları daha az yaşayalım.
 
Kültürümüzde hekimliğin yeri nedir? Kanuni Sultan Süleyman'ın meşhur sözü 'Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi' sıhhatin önemini anlatır. Bu konuya değinebilir misiniz?
 
‘BİR NESİL SONRA YETENEKLİ VE DEĞERLİ CERRAHLAR BULMAKTA ZORLANABİLİRİZ’
 
Hekimlik insanlık tarihi itibarı ile var olan bir meslek, bir sanat. Eski zaman hekimliğinde en önemli unsuru ağrıyı kesmek, dindirmek iken; zamanla insanı en uzun süre yaşatmak amacına dönüşen birçok fiilin içinde yer aldığı devasa bir sektörü de içine alan bir mesleğe dönüşmüş durumda. Türk toplumunda ve kültüründe otacı, hekim, hekimbaşı ve nihayet doktorlara her zaman el üstünde tutulan ve değerli bir konum atfedilmiş. Son zamanlarda ise; el önünde, el altında, yumruk karşısında tutulan bir değere dönüştürülmüştür. Sebepleri itibarı ile çok daha geniş analizlere sosyolojik ve psikolojik çalışmalara gidilmesi gereken ve az önce de kısmen değindiğim bu değişimin altyapısı bir kenara, insani değerlerin ve tıp mesleğinin olması gereken saygınlığına tekrar ulaşması gerektiği konusunda herkes hem fikirdir. Hekimlerin her daim sözü muteber olmuş, toplumda değer gören şahsiyetler olarak içinde yaşadıkları topluma yön veren, toplumsal gelişim ve iyileşmeye de katkı sağlayan bireyler olarak toplumun ana unsurları olmuşlardır. Ancak unutulmamalıdır ki hekimler de insandır ve onlara (haşa) Tanrı rolü biçilmemelidir. Toplumda hekime ve tıp mesleğine bakıştaki olumsuz değişmeler başarılı gençleri hekimlikten soğutmakta tıp okusalar bile daha başarılı olabilecekleri alanlar yerine toplumsal ve sosyal riskleri daha az alanlarda uzmanlaşmak istemektedirler. Bizlerin korkusu odur ki; bir nesil sonra ciddi cerrahi girişimler için ellerine teslim olacağımız yetenekli ve değerli cerrahlar bulmakta zorlanabiliriz.
 
Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman Hanın, insanların hayal bile edemediği azametteki cihan devletinin başında iken, bir nefes sıhhati her şeyin üstünde ve değerli görmesi, sağlığın kıymetinin bilinmesi anlamında oldukça manidardır. Dünyalar değerinde servetin, hükümranlığın bir nefesi satın alamayacağını çok güzel anlatır bize dedem Süleyman. Ancak aynı Padişah huzuru dilersen de bunun tenha bir köşede yaratanı tefekkürle elde edebileceğini tavsiye ile bu cihan değer tek nefesin boşa harcanmaması yolunda tavsiyesine de aynı şiirinde yer vermiştir. Yani mana ile maddeyi insanda da olduğu üzere birleştirmiştir şiirinde. Biz ise hala çözümleri sadece maddede aramaya devam ederiz. Haliyle; bugünkü mutsuz, halini beğenmeyen, tedavisini beğenmeyen, büyük problemden kurtulduğuna sevinmeyen, küçük problemlerinin içinde bocalayan nesillerin zamanına eriştik. Umarım bu toplumsal hastalıktan bir an önce çıkılır da eldekinin kıymetinin de bilindiği günleri yine hep birlikte görürüz.
 
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi               
 
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
 
Saltanat dedikleri şey bir cihan kavgasıdır
 
Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi
 
Vazgeç ol fâniden çünkü fenâdır akıbeti
 
Bâki bir yâr ister isen olmaya taat gibi
 
Olsa kumlar adedince ömründe gün sayısı
 
Bil ki o da geçip gider sanki bir saat gibi
 
Ey Muhibbî eğer huzur dilersen geç dünyadan
 
Olmaya vahdet cihanda diyâr-ı uzlet gibi
 
Hekimlik türkülerimizde, şiirlerimizde konu olmuş bir meslek. Bu mesleğin edebiyata, sanata yansımalarını anlatır mısınız?
 
‘İNSANLAR SIKINTILARINI, ACILARINI VE KAYIPLARINI ŞİİRLE, TÜRKÜYLE, EDEBİYATLA DİLE GETİRMİŞLERDİR’
 
İlk örneği siz verdiniz aslında Sultan Süleyman’ın şiiriyle. Sağlık ve tıp konusunda sayısız eser verilmiş, insanlar sıkıntılarını acılarını kayıplarını şiirle, türküyle, edebiyatla dile getirmişlerdir. Bizden bir türkü o kadar güzel anlatır ki enfarktüs (kalp sektesi) geçiren bir kişideki klinik durumu; Malum, posta müdürü Akif 1892'de oturduğu Hüseynik köyünden yaya yolu ile Harput’ a gelirken kalp krizi geçirerek ölür. Saçlızade Hacı Vehbi Efendi de bu hazin olayı Akif in kız kardeşinin ağzından besteler ve günümüze kadar bu türkü gelir. Peki bizi ilgilendiren yanı nedir? Türküde geçen “… can ağrısı tesir etti koluma, yaradanım merhamet et kuluna..” ifadelerdeki can ağrısı tanımı kalp krizi geçiren hastalarda tanımlanan göğüs ağrısı, nefes alamama, göğüste sıkışma, ölüm korkusu hissi, soğuk terleme, v.b. nin hepsini aslında tek, basit ve yalın bir ifade ile tanımlamaktadır.
 
Bir diğer türküde ise, “Karadır kaşların ferman yazdırır….”der sevdiğine seslenen aşık ve devamında Lokman hekimin bile yarasına merhem olamayacağı hatta ilerleteceği endişesi ile yârine yarasını bağlatmaya çalışması tıbbın kötüye kullanılmasına (!??) en bilinen örnektir. “Hastane önünde incir ağacı …” türküsünde de derdine ilaç bulamayan doktor ve zehirden acı başhekim tanımlaması ile çaresizliğini anlatan vatandaş, hekimlerin bilimsel mükemmellikleri kadar müşfik tarafları ve gülümseyen yüzlerine de ihtiyaç duyulduğunu anlatmaktadır.
 
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Çünkü tıp, sağlık ve eczacılık temalı sadece TRT repertuvarında 154 türkünün yer aldığı tespit edilmiştir. Bu türküler arasında da en çok Lokman hekim tabirinin geçtiği, en fazla tıp, sağlık, eczacılık içerikli türkünün de Sivas ve Şanlıurfa yöresine ait olduğu yine bu çalışmada gösterilmiştir.(Çağlayanoğlu Nuri, Tekiner Hilmi. ERÜ Eczacılık Fakültesi bitirme tezi. Kayseri-2016)
 
Son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
 
Tüm sağlık çalışanlarının ve hekimlerimizin Tıp Bayramı kutlu olsun. Sağlıklı insandan sağlıklı topluma hep beraber ulaşmak dileklerimle huzurlu, birlik-beraberlik içinde nice bayramlar dilerim. Sevgi ile kalın…